Manyas gölü, Işıklı Gölü, Acıgöl ile Çayırhan civarında yapılan kuş fotoğrafı turu.

İlk hedef Bursa, burası hemen her sene bu turu büyük keyifle yaptığım yol arkadaşım Mustafa Gallen ile buluşma noktam.

Otogarda buluşup hiç vakit kaybetmeden çıkıyoruz yola. Manyas’a ulaştığımızda saat gece 03:00. Bu saat gece yırtıcılarının (baykuşların) saati. Öncelikli hedef bölgede bol olduğunu bildiğim İshak kuşu ve Peçeli baykuş bulmak. Bütün gece Manyas gölünün çevresinde dolaşıyoruz fakat Kukumav dışında baykuş bulamıyoruz. Geçen yıl onlarcası etrafımdaydı hâlbuki. Kuş fotoğrafçılığında hiçbir fotoğrafın garantisi yoktur.

Her yıl Mart ayında göç heyecanı kuşları sardığında, Işıklı gölünün sessizliğini, Acıgölün kurbağa gürültüsünü, kuşların kanat seslerini duyma heyecanı beni de sarıyor. Ve valizim de böyle bir faaliyet için her an hazırdır. Matım, çadırım, fotoğraf makinem defalarca kontrol edilmiş, fener ve flaşların pilleri yenilenmiş, sıcak tutacak polarlar valize çoktan yerleştirilmiştir. Artık hava durumu ve göllerden gelecek iyi haberlerdedir sıra. Ayrıca, turumuzdaki faunası en yoğun olan göldür. Şu sıralar maalesef çevresinde sanayi tesislerinin kurulmaya çalışıldığı haberleri yayılmakta.

Manyas gölü, kesinlikle üzerine titrenmesi ve çok iyi korunması gereken bir yer. Gölde yüzlerce balıkçıl, pelikan, karabatak yuvası iç içe bulunuyor. Binlerce kuş ise, bu gölü göç rotasında mola verme yeri olarak kullanıyor.

Yeterince güçlendikten sonra da göçüne devam ediyor. Örneğin şu anda gölde çok sayıda bulunan ak pelikan burada üremezken Tepeli pelikanlar sürekli burada ve ürüyorlar.

Manyas’ta bize rehberlik yapan Ali ağabey, Manyas köyünde doğmuş ve büyümüş. Kuş cennetinde gece bekçiliği yapmasının yanında balıkçılıkla geçiniyor. Bir kuş cennetinde çalışan ve kuşları sevip onlarla ilgilenen tanıdığım nadir insanlardan biri. Pek çok türü tanıyor ve kuşların yaşamı, ne zaman nerde olabilecekleri konusunda bilgili. Onun kayığı ve rehberliği ile geziyoruz gölü. Ancak bu sayede güzel kareler yakalayabiliyoruz yoksa kuş cenneti tesisinde gözlem kulesi suya en az 300 metre uzaklıkta yapılmış. Dürbünle bile seçmek çok zor kuşları.

Akşam gölde yakaladığı balıkları her zaman ki gibi kendi elleriyle hazırlıyor bize. Anadolu’nun pek çok yerinde Turna balığına Dişli diyorlar. Bugün de menüde “Dişli” var. Eşiyle birlikte misafirperver tavırları kendi evimizin sıcaklığını yaşatıyor bize.

Gölleri çok sevdiğimden midir bilmem, Göl balıkları daha güzel geliyor bana.

Gün batarken sarı çiçeklerle süslenmiş Manyas gölü havzasının güzel manzarası eşliğinde ayrılıyoruz Balıkesir’den.

Hedef İzmir Sasalı…

İzmir kuş cenneti ve Tuzlalar, aslında insan tehdidinden korunan alanlar fakat, bu bölgenin bence asıl önemi; çevresindeki köyler ve su kanallarında saklı. Örneğin; Süzbeyli köyü Kuş cenneti parkının az ilerisinde bir köy. Buraya ilk geldiğim senelerde köydeki kerpiç evlerin çatıları küçük kerkenez yuvaları ile dolu idi. Her sene yavaş yavaş bu yuva alanlarının etrafı duvarlarla çevrildi. Yuvaların bulunduğu kerpiç evler birer birer yıkıldı ve yuvalar azaldı.

Daha önceki yıllarda altmışa yakın Küçük Kerkenez saydığım alanda, bu yıl ancak 3 birey görebildim. Onlarında yuvası çökmüş, ne yapacaklarını bilemez haldeler. Oysa bu tür, nesli tehlike altında olan ve tüm dünyada korunan bir türdür.

Ayrıca köyün etrafındaki sulama kanallarındaki Arı kuşu ve Kız kuşu yuvaları da çok azalmış. Bu bölgedeki yıkımı her sene üzülerek izliyorum.

Acıgöl kıyısındaki ağaçların altında Baykuş ve Kurbağa sesleri ile uyumak keyfini her sene iple çekiyorum. 168 Kuş türüne ev sahipliği yapan bu gölde ben özellikle ötücü kuşları fotoğraflamayı seviyorum. Su kaynaklarının olduğu yerlerde biraz sabırla beklenirse Mavi baştankara, Taş bülbülü, Kızıl kiraz kuşu gibi pek çok tür yaklaşıyor yanınıza.

Acıgöl, Denizli’nin en büyük gölü. Gölün kıyılarında her yerden içilebilecek az sodalı sular çıkıyor.

“Saz delicesi”  yuvasını sazlıkların içinde bir yere yapar. Yere yuva yapan tek yırtıcı kuştur. Saz delicesi adını da sazlığın delisi olduğu için değil sazlık alanlara aşık olduğu için almıştır.

Kamp alanımızın hemen yakınında yuvası olan bir çift sürekli üstümüzde dönüyor. Öğlen yemeğimi yerken onları izliyorum. Sonra gölde yüzüp hem temizleniyor hem de yaz kış on sekiz  derece olan bu suda dinleniyoruz.

Gece  bu güzel gölün kıyısında kurduk çadırımızı.Belki binlerce kurbağa hep birden bağırıyor. Arada birkaç saniyelik sessizlik oluyor sonra bir tanesi tekrar başlayarak sanki binlercesine laf atıyor ve tabi hepsi biden cevap veriyor. Bana ninni gibi geliyor bu sesler. Tam yatmaya hazırlanırken Manyas’ta bütün gece duymaya çalıştığım sesi duyuyorum. Bu İshakkuşu!

Bu kuş küçük bir baykuş. Benim en sevdiğim türlerden biri. Arabaya koşup makineyi, flaşı, ışığı kapıp, kuşu aramaya başladık. Ve  güzel sarı gözlerini görüyorum, tamda çadırımızın üzerindeki alçak bir dalda. Saatlerce arayıp bulamadığımız bu kuş kendi ayağıyla çadırımızı ziyarete geldi. İki, üç poz aldık ve gitti.İşte şimdi uyku daha keyifli olacak…

Işıklı gölü benim için çok özel. Çünkü kıyılarında su derinliği 50 cm. civarında ve bu alanlar bataklık bitkileri ile kaplı.

Bu bitkiler gölün suyunu filtre ediyor. Su tertemiz. Öyle ki bitkilerin yoğun olduğu yerlerde balıkçılar su içiyor. Ayrıca, yüzeye kadar ulaşan bu bitkilerin üzerinde yüzlerce su kuşu yuva yapıyor.

Suyun yüzeyi küçük pembe ve beyaz çiçeklerle kaplı kuş yuvaları, bu bitki ve çiçeklerin arasında kamufle oluyor. Her yuvanın içi yumurtalarla dolu ve yumurtaların çoğu da mavi renkte.

Karga Dünya’nın en akıllı hayvanlarından biri olduğunu burada da kanıtlıyor bize. Kargalar normalde herhangi bir yuvaya yaklaştığında ev sahibi kuşlar tarafından saldırıya uğrayarak uzaklaştırılıyorlar böylece yuvalardaki yumurtalar korunmuş oluyor.

Balıkçı kayıkları yuvaların yanından geçerken kuşlar kaçıyor. Onlarda çoktan öğrenmiş İnsanın doğadaki en tehlikeli canlı olduğunu. Kargalar bu durumu fark etmiş, balıkçı kayıklarının peşinden gidiyorlar. Bir yuva boşaldığı zaman hemen yuvaya iniyor, bir yumurta alıp kaçıyorlar.

Işıklı gölünü her sene Nurettin ağabeyin rehberliğinde geziyorum. O da bu gölün hemen kıyısında bir köyde doğmuş ve büyümüş. Sabahları balığa çıkıyor. Dişli burada da en gözde av.

Kadife de tutmayı istediği türlerden biri. Her göl balıkçısı gibi İsrail sazanından şikayetçi. Ağlara çok takılıyor ama para etmiyor. Çok hızlı ürüyor, çoğalıyor ve diğer balık türü popülâsyonu olumsuz şekilde etkileniyormuş.

Geceleri ise, altı düz bataklık alanlarda gezinmeye uygun daha küçük bir kayığın ön tarafına bir lüks koyarak kurbağa topluyor. dört lira ediyormuş kurbağanın kilosu. Bizde bataklık alanlar daha çok kuş barındırdığı için bu tekne ile geziyoruz Işıklıda. Nurettin ağabey 48 yaşında ama torunları bile var, Denizli şivesi ile konuşmasını dinlemek çok eğlenceli. Bu bölgenin halkı çok iyi yaklaşıyor bize, hemen tanıyorlar beni. “Dönüp geldin gene değil mi kuşçu? “ diyor bir çoban amca. “Geldim tabi ben her sene geleceğim” diyorum.

Beydilli, Işıklı gölünün kıyısında küçük bir yerleşim yeri. Geceyi burada geçirmeye karar verdik. Yemeği göl kıyısında bir balıkçıda yiyeceğiz. Köyde yaşadığını sonradan muhabbet ederken öğrendiğim genç bir garson yaklaştı yanıma. İki, üç çeşit balık saydı.  “Sen olsan hangisini yerdin?” dedim.  “Dişli“ dedi hiç tereddüt etmeden. Anlaşıldı bu gece menüde dişli var.

Çadırı göl kıyısında söğüt ağaçlarının altına ve hatta tam bir çulha kuşu yuvasının önüne kurdum. Yatma hazırlıkları yaparken hayatımızda gördüğümüz en yoğun sivri sinek popülasyonu ile karşılaştık. Öyle yoğunlar ki nefes almak bile çok zor.

Her nefeste ağzıma birkaç sivrisinek giriyor. Arabaya zor attık kendimizi. Işık açık olduğundan, kan emici bir vampir ordusu sarmış gibi çevremizi, aracın camlarında dışarısı gözükmüyor. Buna rağmen çadırın güvenliğinde harika bir uyku çektik. Bu göldeki kuş çeşitliliği için bu sivrisinek ordusu hayati önem taşıyor.  İyi ki bu kadar fazlalar. Sabah bu sene görmeyi en çok istediğim yerlerden biri olan Akdağ Tokalı Kanyonuna doğru yola çıktık. Tokalı kanyonuna çıkan iki yol olduğunu öğrendik. Yollardan birisi eriyen kar suları yüzünden kapanmış. Diğer yolda ise, devrilen bir ağaç geçit vermiyor. Bir kaç saat süren yürüyerek gitme çabamızdan sonra Tokalı kanyonuna gidemeyeceğimizi kabulleniyoruz.

Rotamız Ankara Nallıhan’dan geçiyor. Ve Nallıhan’a gelip de Çayırhan’a uğramamak olmaz.

Bölgenin zengin mineral yapısından dolayı kırmızı, yeşil ve sarı renkli katmanlar halinde, çökelmiş kil taşları zamanla uğradıkları erozyonlar sonucu, renk renk, çizgi çizgi ortaya çıkarak, görülmeye değer güzellikte şekiller oluşturmuştur. İstanbul ve Çanakkale üzerinden gelen kuş göç yolu üzerinde bulunan Nallıhan Kuşcenneti özellikle nesli tehlikede bulunan Karabatak, Kaya kartalı, Bıldırcın, Yaz ördeği, Akkuyruklu kartal, Uludoğan, Peçeli baykuş, gibi kuşlar için önemli bir sığınma ve yaşam merkezidir. Bu sene su kıyısına konulan ve fotoğraf çekmek için dizayn edilmiş ahşap yapıları çok beğendim. Su kıyısında avlanan balıkçıllardan güzel kareler çıkabiliyor.

Bolu Gerede Dörtdivan ve Yeniçağan arası belki de Türkiye’de yırtıcı kuşlarını en yoğun görebileceğiniz yerdir.

Bu bölgeye senelerdir giderim. Şah Kartal, Akkuyruklu Kartal, Küçük Orman Kartalı Kaya Kartalı ayrıca,  dört akbaba (Küçük Akbaba, Kara Akbaba, Kızıl Akbaba, Sakallı Akbaba) yı aynı anda görebileceğiniz dünyadaki çok ender yerlerdendir.

Dörtdivanda bir süre önce Akbaba lokantası adı verilen ve asıl amacı akbaba popülâsyonunu koruyup beslemek olan bir tesis açıldı.

Toprağa kısmen gömülü olan bu tesisin önüne bölgede bolca bulunan tavuk çiftliklerinden alınan ölü tavuklar bırakılıyor. Fotoğrafçılarda buraya gece 04:00 de girip, diğer günün akşamına kadar içerde kalarak kamuflaj arkasından fotoğraf çekebiliyor. Tabi çok sessiz sabırlı olmak gerekiyor kuşlar çok ürkek ve en küçük bir hareket ya da sesten ürküp kaçıyorlar.

Turun son gününü Akbaba lokantasında geçiriyoruz. Bütün gün beklememize rağmen alana hiç akbaba inmedi. Yinede çok daha özel bir tür yetişkin bir Akkuyruklu kartal on dakika kadar beslendi ve bizim bütün beklemelerimize fazlasıyla değecek fotoğraflar çekmemize fırsat verdi. O hep çekmeyi istediğim büyük sarı gagayı yakından görmek bile yeter…

Akbaba lokantasından çıkar çıkmaz Bolu’daki tarihi kaplıcaya gidip, kendimizi  havuza bırakıyoruz. Bir haftanın yorgunluğu dinlenme odasındaki iki saatlik uyku ile gitti sanki.

Arkadaşlığı ,muhabbeti ve tabi güzel yemekleri için yol arkadaşım Mustafa’ya çok teşekkür ederim.
Selim Tümir [ instagram @selimtumir ]

Yorum Sizin

Please enter your comment!
Please enter your name here